Londra Yeme-İçme Rehberi! – Londra’da Ne Yenir? 2026 önerileriyle güncel rehberimiz.
Londra’da aç kalmak imkansız ama “doğru” yerde yemek bir sanat. Şehirde sürekli yeni mekanlar açılsa da bazıları var ki, her gidişimizde bizi tekrar kendine çekiyor. İşte Soho’nun arka sokaklarından market tezgahlarına, Londra’nın en iyi durakları. Londra’ya su ana kadar toplamda 20 kez’den fazla gittigimiz için (iş için) ve her defasında yeni mekanlar denediğimiz için, önerilerimize en çok güvendiğimiz yeme-içme rehberi oldu diyebiliriz! Buyrun Londra Yeme Icme Rehberi yazımıza!
Gitmeden Önce Bunlara da Göz Atın:
📍 Londra Gezi Rehberimiz: Şehri ilk kez gezecekler için adım adım rota önerilerimiz. 🏨 Londra Konaklama Rehberimiz: Mahalle mahalle, her bütçeye uygun en şık otel tavsiyelerimiz.
Londra’da Kahvaltı ve Brunch Dosyası
Londra’da güne nasıl başlayacağınız, o günkü enerjinizi belirler. Biz bu şehri gezerken kahvaltıyı ikiye ayırıyoruz: Geleneksel İngiliz ruhunu yaşamak isteyenler ve Londra’nın o meşhur “brunch” sahnelerini keşfetmek isteyenler.

1. Klasiklerden Vazgeçemeyenler İçin (İlk Kez Gelenlere)
Londra’ya ilk kez geliyorsanız, o meşhur “Full English Breakfast” tabağını (fasulye, sosis, domates ve yumurta dörtlüsü) bir kez bile olsa denemelisiniz.
Regency Cafe: 1946’da açılan bu yer, filmlerden fırlamış gibi. Art Deco tasarımı ve “gerçek” işçi sınıfı kahvaltısıyla Londra’nın en dürüst ve en popüler klasikçisi.
The Wolseley: Piccadilly üzerinde, eski bir banka binasında yer alan bu mekan, kahvaltıyı bir törene dönüştürüyor. Daha şık, daha “royal” bir başlangıç isteyenler için.

2. Modern, Hip ve Sosyal: Yeni Nesil Kahvaltıcılar
Londra’nın brunch kültürü aslında Avustralya esintili, bol avokadolu ve bol görsel şölenli bir dünya. İşte Soho ve çevresindeki favorilerimiz:
The Muffin Man Tea Shop: 1960’lardan beri çizgisini bozmayan, Kensington’ın en tatlı köşesi. Burada sadece kahvaltı değil, scone ve çay saati deneyimi de tam bir İngiliz klasiği.
The Breakfast Club: Aslında bir “yeni” değil, artık bir Londra efsanesi. Ama o sarı kapısı, retro iç mekanı ve dev porsiyonlu pancake’leri ile hala modern kahvaltının en eğlenceli adresi. Soho şubesi her zaman favorimiz.

Scarlett Green (Soho): Avustralya esintili (Aussie-style) kahvaltının Londra’daki en şık hali. “Shakshouka”sı ve meyvelerle süslenmiş dev “pancake”leri hem göze hem mideye hitap ediyor. İçerideki sanat eserleri ve müziklerle tam bir hafta sonu mekanı.
Granger & Co (Notting Hill & Chelsea): Bill Granger’ın dünyaca ünlü “scrambled eggs” (çırpılmış yumurta) tarifini denemeden Londra’dan dönmeyin. Çok aydınlık, çok ferah ve tam bir blogger noktası.

Caravan (King’s Cross): Endüstriyel bir tasarımda, kendi kavurdukları efsane kahveler eşliğinde modern bir brunch istiyorsanız burası tam size göre.
Eğer kahvaltıya çok para ödemek istemiyorsanız ya da aceleniz varsa, Londra’nın her yerinde, özellikle tube’larında karşınıza çıkacak ‘Pret a Manger’ler hayat kurtarıyor. Hatta sadece kahvaltı olarak düşünmeyin, sandviçler, öğle zamanı çorbalar, meyveler, vegan seçenekler hepsi var ve fiyatları da gayet uygun. Burayı kenara not edebilirsiniz.

Hamur İşinin Zirvesi: Londra’nın En İyi Bakery’leri
Londra’da sabah yürüyüşlerinizi bir lezzet şölenine dönüştürecek, “specialty bakery” akımının en iyi temsilcileri:
Pophams Bakery (Islington & Hackney): Burası sadece bir fırın değil, hamurla yapılan bir mühendislik harikası. Özellikle “Maple Bacon Croissant”ı bir efsane. Kat kat açılan o hamurun çıtırtısı hala kulaklarımızda. Akşamüstü giderseniz taze makarnalarını da bulabilirsiniz.
Dusty Knuckle (Dalston): Bir konteynerin içinde başlayan bu hikaye, şu an Londra’nın en iyi sandviç ve ekmeklerini üreten dev bir oluşuma dönüştü. “Focaccia” sandviçleri o kadar doyurucu ve lezzetli ki, öğle yemeği niyetine yenebilir.
Jolene (Newington Green & Shoreditch): Rustik, sade ve tamamen sürdürülebilir tarım odaklı bir fırın. İçerideki o minimal hava ve günlük değişen kara tahta menüsü tam bir “Yolda bi Blog” estetiği. Tarçınlı çörekleri (Cinnamon Bun) için erken gitmenizde fayda var.

Arôme Bakery (Covent Garden): Fransız tekniklerini Asya (özellikle Japon) malzemeleriyle birleştiren inanılmaz bir füzyon fırın. “Honey Butter Toast”ları sosyal medyada neden bu kadar meşhur, ilk ısırıkta anlıyorsunuz.
Lyle’s (Shoreditch): Aslında Michelin yıldızlı bir restoran ama sabahları sundukları o kısıtlı ama kusursuz hamur işi seçkisiyle tam bir gizli kahraman. Londra’nın en iyi “sourdough” (ekşi maya) ekmeğini burada bulabilirsiniz.

Londra Kahve Durakları: En İyi 7 “Specialty Coffee” Noktası
Londra’da kötü kahve içmek neredeyse imkansız, ama gerçekten “o” tadı arayanlar için favori duraklarımız şunlar:
Monmouth Coffee Company (Borough Market & Covent Garden): Londra’nın bu işteki atası. Kapısındaki kuyruk sizi korkutmasın; o taze kavrulmuş çekirdek kokusunu aldığınızda beklediğinize değdiğini anlayacaksınız. Filtre kahveleri de çok iyi.
Workshop Coffee (Marylebone & Fitzrovia): Bilim insanı titizliğiyle kahve demliyorlar. Tasarımları çok endüstriyel ve şık. Gerçekten “temiz” bir kahve tadı arıyorsanız burası ilk tercihiniz olmalı.

Kaffeine (Fitzrovia): Avustralya ve Yeni Zelanda kahve kültürünü Londra’nın göbeğine taşıyan mekan. Flat White’ları favorimiz.
Ozone Coffee Roasters (Shoreditch): Londra’nın “hipster” başkenti Shoreditch’te, devasa bir kavurma evinin içinde kahvenizi yudumlayın. Kahvaltı menüleri de kahveleri kadar iddialı.
Prufrock Coffee (Clerkenwell): Eğer kahve sizin için bir hobi değil de bir tutkuysa, dünya barista şampiyonlarının elinden çıkma kahveler için buraya uğramalısınız. Burası kahve dünyasının “akademisi” gibi.

Origin Coffee Roasters (Southwark): Sürdürülebilirlik ve doğrudan ticaret konusunda çok hassaslar. Minimalist tasarımı ve sakin atmosferiyle bizim “gizli” kaçış noktamız.
WatchHouse (Bermondsey & Somerset House): Tarihi dokuyla modern kahveyi birleştiren harika şubeleri var. Özellikle Tower Bridge yakınındaki eski “bekçi kulübesinden” bozma olan ilk şubeleri çok ikonik.

Muffin Man, Kensington civarında bir kahveci. Kensington’a yolunuz düşerse burayı kaçırmayın. Kahveleri çok güzel. Bir diğer kahveci önerimiz ise Londra’da birkaç yerde şubesi bulunan ‘Kaffeine’. Burasının da kahvelerini ve yanına söylenen atıştırmalıkları sevdik.
Geleneksel Londra Klasikleri: Fish & Chips ve Ötesi
Londra’da modern mutfaklar kadar, yüzyıllık tariflerin korunduğu o klasikleşmiş mekanların da tadı bambaşka. Gerçek bir Londra deneyimi için şu durakları listenize ekleyin:
The Golden Hind (Marylebone): 1914’ten beri hizmet veren bu mekan, bizim Londra’daki favori “fish & chips” duraklarımızdan. Marylebone’un o zarif ara sokaklarından birinde, tam 110 yılı aşkın bir mirası temsil ediyor. Balıkları taptaze, patatesleri tam kıvamında ve ortamı inanılmaz samimi. (Not: Marylebone’da olduğu için çevredeki butikleri gezmekle birleştirmek harika oluyor.)
The Rock & Sole Plaice (Covent Garden): Londra’nın en eski balıkçısı (kuruluş 1871!). Covent Garden’ın göbeğinde, dışarıdaki masalarında oturup o meşhur çıtır patatesleri yemek bir Londra ritüeli. Turistik olsa da kalitesini asla bozmuyor.

Rules (Covent Garden): 1798’de kurulmuş, Londra’nın en eski restoranı. Burası sadece bir restoran değil, adeta bir müze. Eğer meşhur İngiliz turtalarını (Pie) veya fırında kızarmış pazar etlerini (Sunday Roast) denemek istiyorsanız, Rules o “eski dünya” zarafetini yaşayabileceğiniz nadir yerlerden. (Rezervasyon şart!)
Maggie Jones’s (Kensington): Kendinizi bir İngiliz köy evinde gibi hissetmek isterseniz rotanız burası olmalı. Prenses Margaret’in favori mekanı olarak biliniyor. Samimi, mum ışığında, rustik bir atmosferde çok başarılı “Shepherd’s Pie” veya “Apple Crumble” yiyebilirsiniz.
Bir diğer İngiliz geleneği ise ‘Fish and Chips’. Biz balık kokusundan pek hoşlanmadığımız için ‘fish and chips’e de ısınamadık fakat en azından denemezseniz içinizde kalabilir. Biz Baker Street yakınlarındaki ‘The Golden Hint’i denedik. Yemeğin tadını bir kenara bırakırsak, restoranın hem fiyatları makul hem de servis hızlı. Burayı da listenize yazabilirsiniz. Buranın tam karşısında ‘Le Relais de Venise’ diye bir Fransız Restoranı var. Eğer paraya biraz kıyıp güzel yemek yemek istiyorsanız (ya da şirket ödüyorsa falan!) burayı deneyebilirsiniz, biz gitmedik fakat önereni çok.

Food Markets: Londra’nın Sokak Lezzeti Durakları
Londra’da tek bir restorana bağlı kalmak istemiyorsanız, her köşesinde başka bir mutfağın tüttüğü yemek marketleri tam size göre. İşte bizim en sevdiğimiz 4 durak:
Borough Market: Londra’nın en eski ve en ikonik marketi. Burası bir gastronomi mabedi. Kappacasein’den o meşhur “raclette” (erimiş peynirli patates) yemeden veya Humble Crumble’dan sıcak meyveli tatlı almadan dönmeyin. Hafta sonu çok kalabalık olur, mümkünse hafta içi sabah saatlerini tercih edin.

Seven Dials Market (Soho/Covent Garden): Eski bir muz deposundan dönüştürülen bu kapalı market, Soho’nun tam göbeğinde hayat kurtarıyor. Yağmurlu bir Londra gününde sığınmak için harika. Özellikle peynirlerin raylar üzerinde döndüğü The Cheese Bar ve harika burgerler bulabileceğiniz Truffle buranın yıldızları.
Mercato Mayfair: Burası konumuyla sizi şaşırtacak. Eski bir kilisenin (St. Mark’s) içine kurulu bu markette, devasa vitrayların altında pizza yiyip şarap içmek çok başka bir atmosfer. Çatı katındaki teras (rooftop) ise Mayfair manzarasını izlemek için gizli bir nokta.
Maltby Street Market: Borough Market’in o aşırı turistik kalabalığından kaçmak isteyenlerin “lokal” sığınağı. Bir tren yolu kemerinin (Ropewalk) altına kurulu bu küçük ama çok kaliteli markette, el yapımı sosisli sandviçler ve inanılmaz tatlılar bulabilirsiniz. Cumartesi sabahları favorimiz!

Akşam Yemeği: Soho’nun Yenileri ve Efsane Lezzetler
Londra’da akşam yemeği demek, dünyanın en iyi mutfakları arasında bir yolculuğa çıkmak demek. Özellikle Soho, son yıllarda açılan “yeni nesil” mekanlarla tam bir gastronomi laboratuvarına dönüştü.
Japon & Sushi: Modern ve Keskin
-
Sticks’n’Sushi (Soho/Covent Garden): Kopenhag çıkışlı bu mekan, Japon hassasiyetiyle Danimarka tasarımını birleştiriyor. Sadece sushi değil, “yakitori” (ızgara şişler) konusunda da inanılmazlar. Hem çok şık hem de her tabağı bir görsel şölen.
-
Koya Soho: Gerçek bir Japon deneyimi arayanlar için “Udon”un kralı burada. Bar taburelerinde oturup o taze makarnaları mideye indirmek Soho’nun en salaş ama en kaliteli ritüellerinden biri.

Modern Hint (Yeni Nesil): Baharatın Evrimi
-
Berenjak (Soho): Evet, İran mutfağı ama Londra yeme-içme sahnesinin yeni parlayan yıldızı. O meşhur humusları ve “Kabab Koobideh”leri için kapısında kuyruk oluyor. Ortam o kadar “vibe” sahibi ki, kendinizi Tahran’da çok havalı bir yer altı restoranında gibi hissedeceksiniz.
-
Dishoom (Carnaby/Soho): Eski Bombay kafe kültürünü Londra’ya taşıyan, her öğünün yıldızı. Akşam yemeğinde o meşhur “Black Daal” (24 saat pişen mercimek) ve “Lamb Chops” denemeden dönmeyin. Burası artık bir Londra klasiği.

Yeni Soho & Paylaşımlı Tabaklar
-
The Palomar: Kudüs mutfağının en modern ve enerjik hali. Mutfak barında oturursanız şeflerin enerjisiyle yemeğiniz daha da lezzetleniyor. Paylaşımlı küçük tabaklar konseptinin Soho’daki en iyi temsilcilerinden.
-
Pastaio: “Soho’da hızlı ama çok kaliteli bir akşam yemeği nerede yenir?” sorusunun cevabı. El yapımı taze makarnaları çok uygun fiyatlara, çok havalı bir ortamda sunuyorlar.

Akşamın Kapanışı: Londra’nın En İyi Barları
Londra’da gece, bir “pint” biradan çok daha fazlasını vaat ediyor. İster gizli bir sığınak arayın, ister şehrin ışıklarını tepeden izlemek isteyin; işte bizim favori duraklarımız:
Gordon’s Wine Bar: Burası için “Londra’nın en eski şarap barı” diyorlar ve içeri girdiğinizde buna anında inanıyorsunuz. Mahzen tarzı, alçak tavanlı ve mum ışığında o kadar otantik bir havası var ki… Peynir tabağınızı alıp o tarihi atmosferde şarabınızı yudumlamak gerçek bir klasik. (Embankment tarafında, mutlaka uğrayın).
Nightjar (Shoreditch): Gerçek bir “Speakeasy” (gizli bar) deneyimi. Kapıdan girdiğinizde sizi 1920’lerin caz dünyasına götüren, kokteyllerinin sunumuyla sanat eseri yaratan bir mekan. Canlı caz müzik eşliğinde kendinizi eski bir Hollywood filminde hissedeceksiniz. (Rezervasyon şart!)

The Churchill Arms (Kensington): Dış cephesi yılın her günü binlerce çiçekle (veya kışın onlarca Noel ağacıyla) kaplı olan o meşhur pub! Burası sadece fotoğraf çekilmek için değil, içerideki Tayland mutfağı ve gerçek İngiliz pub atmosferi için de görülmesi gereken bir yer.
Aqua Shard: Eğer “Londra ayaklarımın altında olsun ama turistik kalabalığa girmeyeyim” derseniz, The Shard binasının 31. katındaki bu bar tam size göre. Giriş ücreti ödemek yerine bir kokteyl parasına Londra’nın en iyi manzarasını izleyebilirsiniz. Özellikle gün batımı saati büyüleyici.
Geldik Camden bölgesine. Açıkçası Camden’da çok fazla sokak yemeği yeme şansımız olduğu için ve sokak yemeklerini genelde restoran yemeklerine tercih ettiğimiz için hep sokak yemeği yedik. Ama bir yerde oturmak ister-iseniz de Camden’da iki favorimiz var. İlki ‘Bintang Restoran’ ikincisi ise ‘Mr Piadina’ isimli ufak bir İtalyan restoranı. İkisi de ucuz, güzel ve aşırı turistik değil, daha ne olsun.
Notting Hill’deki favorimiz ise ‘The Hummingbird Bakery’ oldu. Londra’da birkaç yerde şubesi bulunan bu cupcake’ci tam bir tatlış. Türlü türlü cupcake’leri görünce insanın gözü dönüyor. Tanesi 3 Pound civarı.

Sherlock Holmes Pub: İzninizle ‘Sherlock’cuları buraya alıyoruz. Trafalgar Meydanı civarında bu pub, tamamen Sherlock konseptiyle dizayn edilmiş ve dizi yahut filmini yakın zamanda izlediyseniz ve o gazla giderseniz, sizi memnun edeceği kesin! Fiyatları makul, akşam gitmek isterseniz ise rezervasyon gerekiyor.
Chiquito: Londra Dünya mutfağının şehri demiştik. O zaman bir meksika restoranı önermezsek olmaz. Chiquito’nun hem yemekleri çok başarılı hem de fiyatları uygun. Yeri ise Leicester Meydanı civarında. Bizden tam puan aldığını söylememize gerek yok sanırım. Ayrıca burada yer yoksa ya da gitmeye üşendiyseniz, her bulduğunuz ‘Chipotle’ye dalabilirsiniz.
‘Ye Olde Metre’ ise Londra’nın çok meşhur ve bir o kadar küçük 500 yıllık barı. Genelde çok kalabalık oluyor fakat erken saatte giderseniz yer bulma şansınız yüksek. Eğer burada yer bulamazsanız hemen yakınındaki ‘Ye Olde Cheshire Cheese’i de deneyebilirsiniz. Bu bar da aynı şekilde 1660’lardan beri duruyor ve ortamı gayet güzel. Bizim favorimiz ise Covent Garden’daki ‘The Cross Keys’. En kalabalık olduğu anlarda bile biranızı iki dakika içinde getiriyorlar ve yeri de gayet merkezi (mesela biz çoğunlukla yürürken burada bir bira molası verip devam ettik.)

‘Byron’ Londra’nın en meşhur hamburgerci zinciri. Herkes çok önerse de biz çok beğenemedik. Onun yerine Londra’nın birkaç yerinde şubesi olan ‘Honest Burger’i ya da Bond Street civarındaki ‘Patty&Bun’u deneyebilirsiniz. İkisi de denendi ve obur-bi-blog tarafından onaylandı. İki kişi hesap ortalama 25 Pound civarı geliyor.
Noodle hem tadını sevdiğimiz için hem de ucuz olduğu için bizim bir numaralı öğlen yemeğimiz. Her yerde bulabileceğiniz ‘Wok to Walk Noodle’ öğle yemeğini geçiştirmek istiyorsanız ideal, istediğinizi seçiyorsunuz hemen yapıp veriyorlar, isterseniz yürürken yiyin, isterseniz bi parka oturun falan. Seni seviyoruz Wok to Walk. Ay neredeyse unutuyorduk, bir de ‘Wok to Walk’un kardeşi ‘Wasabi’ var. Burası da self servis bir uzak doğu restoranı ve 3 Pound’a dahi doyabilirsiniz.
Londra’da çok meşhur olan zincirlerden birisi de Nando’s. Bildiğiniz tavukçu fakat zor zamanda hayat kurtarıcı olabiliyor. Nerede yesek diye dolanırken karşınıza Nando’s çıkarsa duraksamadan dalabilirsiniz. Pizza zinciri olan ‘Pizza Express’i ise sevmedik, ayrıca ucuz da değil.
Tavukçulara-doyamayan-blog olarak bir tane daha önerelim. Piccadilly civarındaki ‘Clockjack’a bayıldık. Niye bu kadar övdüğümüzü fotoğraftan anlayabilirsiniz.

Bu kadar şeyi 5 günlük gezide mi yediler diye düşünmeyin! Londra Gezi Yazısı’nda bahsettiğimiz gibi, burada yazdığımız öneriler, Umut’un Londra’da yaşarken etrafındakilerden aldığı önerilerle denediğimiz ve aslında zamana yayılmış yemeler(!).
Bir de önerilerimiz arasında ‘cozy’ herhangi bir restoran yok farkındayız, fakat pahalı ve şık bir restorana hiç gitmedik ve haliyle gitmediğimiz yerleri yazmıyoruz.
Umuyoruz bu rehber tıka basa yemenize(!) yardımcı olur.
Londra Gezi Rehberimiz: Şehri ilk kez gezecekler için adım adım rota önerilerimiz. 🏨 Londra Konaklama Rehberimiz: Mahalle mahalle, her bütçeye uygun en şık otel tavsiyelerimiz. Bakmadan gecmeyin! 🙂
Son olarak, Londra’da ayarlamak isteyebileceğiniz tüm turlar ve aktiviteler için şuraya Get Your Guide linkini bırakıyoruz. Uzun süredir yeni bir şehre gidiyorsak ve bir aktivite ayarlayacaksak Get Your Guide’dan tutuyoruz. Turların puanlarını ve yorumlarını görebildiğimiz için seçtiğimiz aktivitelerden hep çok memnun kalıyoruz. Bir de fiyat/performans olarak da buradan tutmak daha uyguna geliyor. Uygulamayı indirip telefondan incelemek isteyenler için de uygulama linkini buraya bırakıyoruz. Bazen uygulamaya özel indirimler olabiliyor.
Sevgiler!
Instagram’da da varız. Tanısanız Seversiniz!! ?

Muhteşem bir yazı olmuş. Favorilerime ekliyorum 🙂
Cok tesekkur ederiz, boyle yorumlar almak bizi mutlu ve motive ediyor:)
Yemek için tavsiye ettiğiniz yerlerde domuz eti var mı ?
Merhabalar,
Onerdigimiz bazi restoranlarin menulerinde domuz etli secenekler de var, ama sadece domuz eti servis eden yer yok. Yani hangisine giderseniz gidin icinde domuz eti olmayan bir siparis vermek mumkun:)
Sevgiler
Merhaba ben masal .ben 20 temmuzda Londra’ya gideceğim,söylediğiniz yerlere bakacağım.Harika bir yazı olmuş,like 👍😍