Close
Close

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Cape Town Gezilecek Yerler: 10 Günlük Cape Town Rotası

Cape Town Gezilecek Yerler: 10 Günlük Cape Town Rotası

Cape Town Gezilecek Yerler: 10 Günlük Güney Afrika Rotası ve Cape Town Gezi Rehberi

Güney Afrika’nın kalbi Cape Town, vahşi doğası, masalsı okyanus manzaraları ve her köşesinde sizi şaşırtan duraklarıyla dünyanın en özel şehirlerinden birisi! Senelerdir ‘bucket list’imizde olan bu guzel sehri daha fazla erteleyemedik ve 4 yaşındaki oğlumuzla Ocak ayının Berlin soğuğundan kaçarak soluğu Cape Town’da aldık! Son yıllarda ve oğlumuzla yaptığımız en iyi gezilerden (belki de en iyisi) diyebiliriz iç rahatlığıyla. Ayrıca rotamızı sadece şehirle sınırlı tutmadık; ve rotamızı safariden şarap bağlarına uzanan bir plana dönüştürdük. İşte bizim 5 gün şehir, 2 gün safari ve 3 gün Winelands (Franschhoek & Stellenbosch) içeren dopdolu Cape Town Gezilecek Yerler ve Cape Town Gezi Rehberi yazımız!

Cape Town’a Giriş: Bilmeniz Gereken Her Şey

Güney Yarımküre’nin o büyüleyici enerjisiyle geldik ve bu dev Cape Town gezi rehberi yazımızda; Cape Town pahalı mı, Cape Town’da ulaşım ve araç kiralama, Cape Town güvenli mi, Cape Town gezilecek yerler, Cape Town konaklama, Cape Town’da safari deneyimi, Cape Town kaç günde gezilir, Cape Town’a ne zaman gidilir ve Cape Town’da yeme içme konularından detaylıca bahsettik. Buyurun Cape Town Gezi Rehberimiz ve şehir merkezinden vahşi doğaya uzanan 10 günlük rotamıza!

Cape Town Hakkında Merak Edilenler: Gitmeden Önce Bilmeniz Gerekenler

1. Cape Town Güvenli mi? (En Kritik Soru)

Güney Afrika dendiğinde akla gelen ilk soru güvenlik oluyor. Dürüst olalım; Cape Town bir Kopenhag ya da Oslo değil, ancak sanıldığı kadar “korkutucu” da değil. İşin sırrı şehir kurallarına uymakta. Bir de tabi Cape Town’u bir Johannesburg, bir Gana gibi düşünmemek lazım. İşin özü oldukça turistik bir şehir olduğu için, ‘Afrika’ tanımını da biraz yumuşatmış oluyor. Afrika’ya giriş gibi düşünün.

Cape Town’un neden bu kadar Avrupai ama bir o kadar da zıtlıklarla dolu olduğunu anlamanın anahtarı Apartheid (ırk ayrımcılığı) geçmişinde saklı. 1994’e kadar süren bu rejimde insanlar deri renklerine göre şehirden uzaklaştırılmış. Bugün bile şehre girerken gördüğünüz o devasa derme çatma yerleşimler (Townships) bu tarihin bir sonucu.

Ulaşım: Akşam hava karardıktan sonra en kısa mesafe için bile yürümek yerine mutlaka Uber kullanın. Şoförlerin puanına bakmak ve araca bindiğinizde kapıları kilitlemek burada yazısız bir kural. Uber ayrıca oldukça ucuz. 15 dakikalık bir yol ortalama 2-3 EUR civarında tutuyor.

Bölgeler: V&A Waterfront, Sea Point, Camps Bay gibi turistik bölgeler oldukça güvenli ve sürekli devriye gezen güvenlik ekipleri var. Ancak şehir merkezindeki (CBD) bazı sokaklar mesai saati bittikten sonra ıssızlaşabiliyor, buralarda dikkatli olmakta fayda var. Biz zaten çocuklu olduğumuz için hava karardıktan sonra hiç çıkmadık.

Özetle, takılarınızı evde bırakın, telefonunuzu kalabalık sokaklarda sürekli elinizde tutmayın ve yerel halkın “buraya girmeyin” dediği sokaklardan uzak durun. Gerisi tamamen okyanus havası ve keyif!

2. Cape Town Pahalı mı?

Gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz ki, Cape Town tam bir fiyat/performans rotası. Otellerinden tutun yeme içmesine, araç kiralamasına ve aktivitelerine kadar her şey oldukça uygun. Özellikle standart bir Avrupa şehrine kıyasla.

  • Yeme-İçme: Özellikle Euro/Dolar karşısında yerel para birimi Rand (ZAR) düşük olduğu için, Avrupa’da orta halli bir restoranda ödeyeceğiniz rakama burada ödüllü şeflerin elinden çıkan “fine-dining” yemekler yiyebilirsiniz.
  • Şarap: Dünyanın en iyi şaraplarından bazılarını 3-5 Euro gibi komik rakamlara tadabiliyorsunuz. Bu konuda dünyanın hiçbir yeriyle kıyas kabul etmez.
  • Maliyet: Müze girişleri ve aktivite fiyatları makul seviyede. En büyük maliyet kaleminiz uçak bileti ve eğer bizim gibi çocukla gidiyorsanız konforlu bir konaklama olacak. Ama genel harcamalarda “Acaba çok mu harcadık?” stresi yaşamayacağınız nadir destinasyonlardan.

3. Cape Town Kaç Günde Gezilir?

Bu tamamen “Neyi ne kadar görmek istiyorsunuz?” sorusuna bağlı. Sadece Cape Town şehir merkezini, Masa Dağı’nı ve Penguenleri göreyim derseniz 4-5 gün size yetebilir.

Bizim önerimiz ise 10 Gün. Eğer bizim rotamızı takip edecekseniz; 5 gün şehir merkezi ve çevresi, 2 gün Aquila Safari, son 3 günü de Franschhoek ve Stellenbosch’un şarap bağlarında geçirmek için toplamda 10 gün ayırabilirseniz çok iyi olur. Cape Town sindire sindire gezilecek, hatta 2 hafta, 1 ay kalayım deseniz bile bitmeyecek bir rota diyebiliriz.

4. Cape Town’a Ne Zaman Gidilir?

Güney Yarımküre’de olduğumuz için her şeyin ters işlediğini unutmayın. 🙂

  • En İyi Zaman (Kasım – Mart): Onların yazı, bizim kışımız. Gökyüzünün masmavi olduğu, plajların dolup taştığı ve rüzgarın nispeten az olduğu en popüler dönem bu. Tabi sonuç olarak Aralık ve Ocak’ta oteller ve uçak biletleri daha pahalı oluyor. Biz Ocak sonunda gittik ve hava muhteşemdi. Bir daha olsa yine bu dönemde gideriz.
  • Balina Gözlemi (Haziran – Eylül): Eğer rotanıza Hermanus gibi noktaları ekleyip balinaları dev dalgalar arasında izlemek isterseniz, bu serin dönemi tercih etmelisiniz.
  • Geçiş Mevsimleri (Nisan-Mayıs / Eylül-Ekim): Hem kalabalıklar azalıyor hem de fiyatlar düşuyor. Üstelik bağ bozumu zamanına denk gelirseniz Winelands bölgesi tadından yenmez. 🙂

5. Cape Town’da Ulaşım: Araç mı Über mi?

Şehir içinde Über hem çok ucuz hem de inanılmaz yaygın. Ancak bizim gibi şehir dışına (Cape Point, Aquila, Winelands) çıkacaksanız araç kiralamak özgürlük demek.

Trafik soldan akıyor! İlk 15 dakika biraz heyecanlı olabilir ama yollar çok geniş ve tabelalar çok net. Otoparklarda size yardımcı olan “car guards” (turuncu yelekli görevliler) göreceksiniz. Aracınızı korudukları için dönerken 5-10 Rand bahşiş vermeniz yerel bir nezaket kuralı.

Biz gezmek isteyecegimiz her yere Ğber’le ulaşamayacağımız için ve çocukla turla gezmek de zor olacağı için 8 günlük araba kiraladık. Günlüğüne 25 EUR ödediğimiz için oldukça uyguna geldi. Araba kiralamayı düşünenler için buraya DiscoverCars linkini ekliyoruz. Farklı firmaların fiyatlarını tek ekranda karşılaştırabildiğimiz, puan ve yorumları görebildiğimiz için yıllardır araba kiralamaları buradan yapıyoruz. Deneyimimiz hep olumlu ve çoğu zaman daha iyi fiyat yakalıyoruz.

Cape Town’da Nerede Kalınır? – Cape Town Gezilecek Yerler

Cape Town’da konaklama seçimi, seyahatinizin güvenliği ve keyfi için en kritik kararlardan birisi. Biz şehirde farklı bölgeleri deneyimledik ve bizce en güzeli gezi boyunca tek bir yerde konaklamak yerine 2-3 günde bir yer değistirmek oldu. Böylece Cape Town’un neredeyse her bölgesinde kalmış olduk.

Cape Town’un en cool bolgesi Kloof Street & Gardens. Eğer en iyi kahveciye yürüyeyim, akşam en trend restoranda yemek yiyeyim diyorsanız, rotanız kesinlikle Kloof Street civarı olmalı. Burası şehrin en dinamik, en lokal ve güvenli hissettiren bölgelerinden birisi burası. Tasarım otelleri ve butik guesthouse’lar için rakipsiz. Biz burada Taj Cape Town‘da kaldık. Hem rahatlık, hem lokasyon, hem de temizlik açısından çok iyiydi.

Şehre Alışmak İçin Başlangıç: Cape Town’a ilk geldiğinizde, okyanus ötesi uçuşun yorgunluğuyla şehre alışma sürecini en konforlu şekilde atlatmak isterseniz Cape Town şehir merkezi nokta atışı olur. Biz de aynen böyle yaptık ve ilk iki gün Radisson Blu Hotel Residence (Foreshore)‘da kaldık. Şehrin iş ve turizm merkezinin tam kesişim noktasında yer alan bu oteli, ilk birkaç gün şehri tanımak ve lojistiği oturtmak için bir “baz istasyonu” olarak kullanmak oldukca mantıklı oldu. Hem V&A Waterfront’a hem de ana arterlere ulaşımı o kadar kolay ki, “nereye nasıl gideriz?” stresini sıfıra inmiş oldu.

En güvenli olsun derseniz V&A Waterfront bölgesine bakmanızı öneririz. Burası 24 saat güvenlik kameraları ve ekipleriyle korunan, turistlerin en yoğun olduğu bölge. Akvaryum, yemek pazarı ve alışveriş merkezine yürüme mesafesinde olmak, özellikle çocuklu aileler için büyük bir lüks.

Daha Chill ve Lokal Bir Atmosfer arayanlar için Sea Point ve Camps Bay bölgelerini öneririz. Şehrin gürültüsünden biraz uzaklaşıp okyanus kokusuyla uyanmak, daha “chill” bir havada takılmak isterseniz sahil hattına yönelmelisiniz. Sea Point, modern apartmanları, uzun sahil yürüyüş yolu (Promenade) ve butik kafeleriyle tam bir lokal mahalle havasında. Eğer “benim için gün batımı ve plaj her şeyden önemli” diyorsanız, o zaman rotayı Camps Bay’e çevirin. Palmiye ağaçları ve Masa Dağı’nın gölgesinde, tatil kasabası tadında bir konaklama için burası rakipsiz.

Adım Adım 10 Günlük Cape Town & Çevresi Rotası – Cape Town Gezilecek Yerler

Cape Town Şehir Merkezi (5 Gün)

Biz hem zamanımız olduğu için, hem de 4 yaşında bir canavar ile gezdigimiz icin şehri keşfederken acele etmedik, her güne bir ikonik nokta ve bir çocuk aktivitesi sığdırdık. Hatta çoğu zaman günü bölüp sabahtan kendi aktivitemizi yaptık, öğleden sonra da Leo’yu eglendirecek bir şeyler yaptık ve 5 gün dolu dolu gezmiş olduk.

Cape Town’da ayarlamak isteyebileceğiniz tüm turlar ve aktiviteler için şuraya Get Your Guide linkini bırakıyoruz. Uzun süredir yeni bir şehre gidiyorsak ve bir aktivite ayarlayacaksak Get Your Guide’dan tutuyoruz. Turların puanlarını ve yorumlarını görebildiğimiz için seçtiğimiz aktivitelerden hep çok memnun kalıyoruz. 

Table Mountain (Masa Dağı)

Cape Town denince akla gelen ilk görüntü olan bu devasa düzlük, dünyanın yeni 7 doğa harikasından birisi. Gitmeden önce acaba teleferikle çıkmak yerine tırmanarak mı çıksak demiştik ama sıcak havadan ötürü vazgeçtik ve ikinci sabahımızda erkenden soluğu Masa Dagı’nda aldık. Teleferikle yukarı çıkarken kabinin kendi etrafında 360 derece dönmesini cok sevdik.

Biletleri gişeden veya internet üzerinden alabiliyorsunuz. Yalnız mutlaka sabah erken saatte gidin ve öğlen olmadan dönün. Rüzgar olacağı için yanınıza ince bir ceket almayı unutmayın. Teleferik gidiş dönüş kişi başı 30 EUR civarı. Cape Town’da yaptığımız en pahalı aktivite bu oldu diyebiliriz.

Bo-Kaap Mahallesi

Bo-Kaap, dışarıdan bakınca sadece “fotoğraflık renkli evler” gibi durabilir ama burası aslında Cape Town’un en hüzünlü ve dirençli hikayelerinden birine sahip.

Bu mahalle, 1700’lerde Malezya, Endonezya ve Afrika’nın diğer bölgelerinden getirilen kölelerin yerleştirildiği yer. O dönemde tüm evlerin beyaz olması zorunluymuş. Apartheid rejimi sona erip bu insanlar özgürlüklerini kazandıklarında, bu baskıcı kurala tepki olarak evlerini bulabildikleri en parlak, en canlı renklere boyamışlar. Yani sokağın ve evlerin renkleri aslında “Biz artık özgürüz” demekmiş.

Burası hala yaşayan bir mahalle ve maalesef suç oranları konusunda masum değil. Ana caddelerde, kalabalık yerlerde gezerken sorun yok ama “hadi şu ara sokağa da gireyim, çok güzel kare çıkar” diye ıssız yerlere tek başınıza dalmayın. Telefonunuzu sürekli elinizde tutmayın ve mümkünse yerel bir rehberle ya da grup halindeyken ara sokaklara girin. Biz mahalleye tersten girmişiz ve anında bir adet devriye gelip kalabalık kısmına doğru yönlendirdi, her gün burada hırsızlık oluyor buralarda gezmeyin dedi. Dikkatli olmakta fayda var.

Şehrin En “Cool” Hattı: Kloof Street ve Gardens

Eğer Cape Town’da “lokal hayat nerede akıyor?” derseniz cevabımız Kloof Street. Burası tasarım butikleri, bağımsız sanat galerileri ve şehrin en trend restoranlarıyla dolu şehrin en cool bölgesi! Özellikle Kloof Street House, Viktorya dönemi mimarisi ve masalsı bahçesiyle bizim favorimiz oldu. Şehrin entelektüel ve yaratıcı enerjisini hissetmek için bu caddede bir kahve molası vermeden dönmeyin deriz. Kahvecileri olsun, dondurmacıları olsun hepsi ayrı güzel, ayrı ‘vibe’lı. Cape Town yeme-içme rehberimizde Kloof Street’ten yeme içme öerilerimizi ayrıca anlattık.

Okyanus Kıyısi: Sea Point Promenade ve Sea Point

Sea Point, Cape Town’un en modern ve dinamik bölgelerinden birisi. Kilometrelerce uzanan sahil yolu (Promenade), her yaştan insanın spor yaptığı, köpeğini gezdirdiği veya sadece okyanusu izlediği cok tatlı bir bölge. Biz oğlumuzla buradaki dev açık hava oyun alanlarında çok vakit geçirdik. Akşamüstü Sea Point’in butik dükkanlarını gezip yerel bir dondurmacıda mola vermek tam bir Cape Town klasiği diyebiliriz. Bir de gün batımı çok güzel oluyor!

Pauline’s, Butter All Day Breakfast, veUna Mas Mezcaleria buradaki favori mekanlarımız oldu.

Çocuklular sahildeki Pavilion Rotary Park’ı mutlaka kaydetsin. 🙂

V&A Waterfront Cape Town

Burasını sadece bir liman değil; dev bir alışveriş, yeme-içme ve eğlence kompleksi gibi düşünebilirsiniz. Two Oceans Aquarium, akvaryum sevenler için görülmeye değer bir yer. Eger Cape Town’da helikopter turu yapmak isterseniz onlar da buradan kalkıyor. Biz burada 10 gün içerisinde 3-4 kez geldik çünkü çocukla zaman geçirmek için çok rahat oldu. İçerisinde güzel bir park da var.

Yemek için ise mutlaka V&A Food Market’e uğrayın; dünyanın her mutfağından el yapımı lezzetleri burada bulabilirsiniz. Akşamları limandaki sokak sanatçılarının performansları oluyormus ama biz o saatlere kalamadık.

V&A Waterfront’ta yer alan Zeitz MOCAA müzesi ise, eski bir tahıl ambarının içine oyularak inşa edilmiş. Sadece içindeki modern Afrika sanat eserleri için değil, o devasa silonun nasıl bir mimari şahesere dönüştüğünü görmek için bile gidilmeli. Sanatsever bir gezginseniz burayı es geçmeyin; burası Afrika’nın “Tate Modern”i sayılıyor.

Kirstenbosch Botanik Bahçesi

Table Mountain’ın doğu yamaçlarına kurulu bu bahçeyi botanik bahce seviyorsaniz mutlaka kaydedin. Boomslang (Yılan) Köprüsü bahçenin en ikonik noktası. Ağaçların tepesinden geçen bu çelik ve ahşap köprü, adını bölgedeki bir yılan türünden alıyor. Üzerinde yürürken bir yandan Table Mountain’ın o dikey duvarlarına bakıyorsunuz, bir yandan altınızdaki devasa ağaçların tepelerini izliyorsunuz. Geniş çim alanlarında çocukların özgürce koşturması ve her köşede keşfedilecek yeni bir bitki türü olması acisindan ideal.

Giriş ücretli (yaklaşık 210-220 Rand, yani 11-12 EUR civarı) ama içeride geçireceğiniz 3-4 saati düşününce kesinlikle değer. İçerideki Moyo restoran da fena değil ama bizim önerimiz kesinlikle dışarıdan bir şeyler alıp çimlerin tadını çıkarmanız.

Boulders Beach (o meshur penguenli sahil!)

Evet, Afrika’da penguen var! Simon’s Town’daki bu plaj, Afrika penguenlerinin kolonisine ev sahipliği yapıyor. Tahta yollardan yürüyerek onları doğal ortamlarında izleyebilir, hatta bazen yanınızdan süzülüp denize girmelerine şahit olabilirsiniz. Cape Town’dan en unutamadığınız durak neresi oldu derseniz bizce burası. 🙂

Simon’s Town tarafındaki bu plajda Afrika penguenlerinin kolonisi yaşıyor ve işin asıl püf noktası tur otobüslerinin yaptığı hataya düşmemek. Eğer bir turla giderseniz sizi doğrudan Foxy Beach denilen o meşhur tahta platformların olduğu bölgeye sokuyorlar (tourist center icinden giriyorsunuz). Orada yüzlerce pengueni bir arada görüyorsunuz ama sadece platformdan bakabiliyorsunuz. Bizim tavsiyemiz kesinlikle kendi aracınızla gelmeniz (veya Uberle) ve “Boulders Beach” tabelasını takip edip ana plaj girişinden girmeniz. Buranın olayı, o devasa granit kayaların arasından süzülüp penguenlerle aynı kumda yüzebilmek, ve istediğiniz kadar zaman geçirebilmek (tabii dokunmadan!).

Giriş ücreti Milli Park kapsamında olduğu için kişi başı yaklaşık 170-180 Rand civarı bir ödeme yapıyorsunuz ve bu biletle hem o meşhur tahta platformlu bölgeye hem de bizim bahsettiğimiz kumsal kısmına girebiliyorsunuz, o yüzden biletinizi atmayın.

Burayı Ümit Burnu ile aynı güne bağlamak en mantıklısı çünkü ikisi birbirine yarım saatlik mesafede. Biz sabah erkenden Boulder’s Beach’e, sonra da ümit burnuna gittik ve tam günü bu şekilde doldurmuş olduk.

Dünyanın En Ucu: Cape Point ve Ümit Burnu

Atlas ve Hint Okyanusu’nun o devasa su kütlelerinin birbirine kafa tuttuğu, denizcilerin yüzyıllardır “Fırtınalar Burnu” dediği o hırçın coğrafyanın en ünlü noktalarından birisi burası diyebiliriz. Herkes burayı Afrika’nın en güney ucu sanıyor ama aslında burası kıtanın en güneybatı noktası.

Burası sadece bir manzara noktası değil, devasa bir milli park. Yolda aniden karşınıza devekuşları ve babunlar çıkabilen oldukca büyük bir milli park. Babunlar çok sevimliler diye camı açtığınız an arabanın içine dalıp çantanızı, sandviçinizi saniyeler içinde alabiliyorlar; sakın yiyecek göstermeyin! Milli park o kadar rüzgarlı ve dalgalı ki, dünyanın en iyi rüzgar sörfçüleri buraya geliyor. Milli Park olduğu için giriş yabancı turistlere kişi başı yaklaşık 400-450 Rand (20-25 EUR) civarı. Füniküler için ayrıca bilet almanız gerekiyor.

Tepedeki o meşhur eski fenere çıkmak için “Flying Dutchman” (Uçan Hollandalı) adlı fünikülere binebilirsiniz. Yukarıdaki manzara gerçekten “dünyanın ucu” hissini veriyor. İsterseniz merdivenlerle de çıkabilirsiniz ama rüzgar bazen insanı yerinden uçuracak kadar sert esiyor, hazırlıklı olun.

Milli Park olduğu için giriş yabancı turistlere biraz tuzlu, kişi başı yaklaşık 400-450 Rand (20-25 EUR) civarı. Füniküler için ayrıca bilet almanız gerekiyor. Aşağıdaki kayalıklarda bulunan “Cape of Good Hope” tabelasının önünde fotoğraf çektirmeden dönmeyeceginizi umuyoruz!

Chapman’s Peak Drive – Cape Town Gezilecek Yerler

Dünyanın en güzel roadtriplerinden birisi ünvanını sonuna kadar hak eden Chapman’s Peak Drive, Hout Bay ile Noordhoek’i birbirine bağlayan muhteşem bir yol! Tam Boulders Beach ve Ümit Burnu arasında kalıyor.

Dev granit kayaların oyulmasıyla yapılmış, bir tarafı dimdik dağ, diğer tarafı ise Atlas Okyanunu olan tam 9 kilometrelik bir rota. Yol üzerinde tam 114 viraj var. Burası o kadar dik ve tehlikeliymiş ki, kayalar düşmesin diye üzerine dev çelik ağlar gerilmiş, hatta bazı yerlerde yolun üzerinden balkon gibi geçen beton tüneller yapılmış. Hava çok fırtınalı olduğunda güvenlik nedeniyle yolu kapatabiliyorlar, gitmeden mutlaka kontrol edin.

Bizim tavsiyemiz; sabah Cape Point ve Boulders Beach (penguenler) tarafına giderken ana yoldan gidip, dönüşte güneş batarken Chapman’s Peak üzerinden Hout Bay’e geçmek. Böylece günün en güzel ışığını yakalamış oluyorsunuz.

Yolun bittiği yerdeki Hout Bay limanında durup taze balık-ekmek ya da fish & chips yiyebilir, limandaki fokları izleyebilirsiniz.

Cape Town’da Sunset (Gün Batımı) Noktaları

  • Camps Bay: Beyaz kumlar, palmiyeler ve okyanusa gömülen güneş… En canlı, en popüler sunset noktası burası diyebiliriz. Ayrıca muhteşem bir sahil kasabası…1-2 gün konaklanabilir bile.
  • Clifton 4th Beach: Clifton aslında yan yana dizilmiş dört farklı koydan oluşuyor ama Clifton 4th Beach, aralarında en geniş, en sosyal ve bizce en “takılmalık” olanı. Burayı diğerlerinden ayıran en büyük fark ise rüzgar meselesi; Cape Town’un o meşhur rüzgarı (South Easter) şehri birbirine katarken, Clifton’un dev kayalıkları burayı bir kalkan gibi koruyor ve çok daha az dalgalı oluyor. Ve tabii günbatımında müthiş!
  • Signal Hill: Arabayla çıkıp, bagaj kapağını açıp, elinizde kahvenizle şehri ve Masa Dağı’nı altına boyanmış halde izlemek için en iyi yer.
  • Chapman’s Peak Drive: Güneş batarken kayalıkların renginin turuncuya dönmesi çok güzel oluyor, çok kalp.
  • Muizenberg: Burası sörfçülerin ve lokal ailelerin favorisi. Renkli soyunma kabinlerinin önünde fotoğraf çekilmek tam bir Cape Town klasiği.

Sadece Hafta Sonu: Bay Harbour Market

Hout Bay’de, eski bir balık fabrikasının içinde kurulan bu pazar, Cape Town’un bohem ruhunun özeti gibi. Canlı müzik, el yapımı deri çantalar, yerel tasarımcılar ve dünyanın her yerinden yemek tezgahları…Yeme içme rehberimizde detaylı olarak anlatmış olsak da, buraya yazmadan geçmeyelim dedik.

Vahşi Doğaya Yolculuk – Aquila Safari (2 Gün)

Cape Town’a kadar gelmişken Afrika’nın o meşhur safari deneyimini yaşamadan dönmek olmaz dedik ve rotamıza şehir merkezine sadece 2 saat mesafede bulunan Aquila Private Game Reserve’i ekledik. Açıkçası Kruger gibi büyük ve tamamen vahşi bir park beklentisiyle gitmedik ama Aquila’nın sunduğu deneyim, kısa sürede “safari hissini” yaşamak için fazlasıyla yeterliydi.

Safari konusunu biraz araştırınca zaten görüyorsunuz ki, Güney Afrika’nin en büyük wild-safari alanları Johannesburg yakınlarındaki Pilanesberg ve Kruger’de. Cape Town’dan bu mesafeyi arabayla gitmek mümkün olmayacağı için, biz de yakınlardakileri araştırdık ve aralarından en iyisi, Cape Town’a arabayla 2 saat mesafedeki Aquila‘ydı. Gerçekten de Cape Town’dan yaklaşık 2 saat sonra Aquila’ya vardığınızda kendinizi tamamen farklı bir atmosferin içinde buluyorsunuz. Sessizlik, geniş düzlükler ve uzakta görünen dağlar… Daha ilk andan itibaren şehirden koptuğunuzu hissediyorsunuz. Belki tuhaf gelecek ama, muhteşem bir his!

Aquila’da konaklama aslında safari deneyiminin bir parçası. Biz 1 gece konakladık ve bu süre kesinlikle yeterliydi. Paketin içine öğle yemeği, akşam yemeği, kahvaltı ve iki farklı safari turu dahil oluyor. Eğer konaklama şansınız yoksa günübirlik turla da gidebiliyorsunuz. Günübirlik Aquila turlarını şuradan aratabilirsiniz.

Odalar konforlu ve geniş ama açıkçası burada odada vakit geçirmek çok da aklınıza gelmiyor. Lodge’un genel alanları, özellikle havuz ve teras kısmı muh-te-şem! Ayrıca çocuklar icin oyun alanları ve etkinlikler de var.

Aquila’daki en önemli deneyim tabii ki game drive, yani safari turları. Sabah erken saatlerde ve gün batımına yakın olmak üzere günde iki kez açık araçlarla rehber eşliğinde tura çıkılıyor.

Rehberler bölgeyi çok iyi biliyor ve hayvanları gördüğünüzde nasıl davranmanız gerektiğini size önden detaylıca anlatıyorlar. Biz yaptığımız 2 turda zürafa, aslan, bufalo, leopar ve gergadan da dahil olmak üzere çok fazla hayvan gördük ve çook etkilendik. Ögleden sonraki turda daha çok hayvan vardo, sabah ise biraz daha sessizdi.

Özellikle gün batımına denk gelen safari, bu deneyimin en güzel kısmıydı. Aquila’ya gitmeyi düşünüyorsanız günübirlik değil, en az 1 gece konaklamalı öneririz, tabii şartlar uygunsa. Böylece hem sabah hem de akşam safarisine katılabilirsiniz ki asıl deneyim de burada başlıyor.

Gurme Duraklar – Franschhoek & Stellenbosch ve Wineyards (3 Gün)

Cape Town şehir merkezinden sadece bir saat uzaklaştığınızda, kendinizi bir anda Güney Afrika’nın “Küçük Fransa’sı” ve tarihi meşe ağaçlarıyla süslü Winelands bölgesinde buluyorsunuz. Winelands olmadan bir Cape Town gezisi düşünülemez, o kadar net söyleyebiliriz. Biz bu bölgeye 3 gün ayırdık ve iyi ki de öyle yapmışız diyoruz. Çünkü Franschhoek ve Stellenbosch sadece şarap değil; doğa, mimari ve sakinlik anlamında da inanılmaz bir deneyim. Araba kiralamak burada en rahat seçenek ama isterseniz turlar ya da transferler de mevcut.

Franschhoek

Onyedinci yüzyılda Fransız Huguenotlar tarafından kurulan bu kasaba, bugün Güney Afrika’nın gastronomi başkenti sayılıyor. Biz ilk iki günümüzü tamamen buraya ayırdık.

Franschhoek’un en popüler aktivitesi kesinlikle şarap treni (Wine Tram). Bu tren ile farklı şarap çiftliklerini hop-on hop-off mantığıyla gezebiliyorsunuz. Her durakta inip şarap tadımı yapıyorsunuz Sonra bir sonraki tram ile devam ediyorsunuz. Yalnız trenin içi biraz hayal kırıklığı çünkü içerideki görevliler çok gergin ve tren giderken oturmaktan başka hiçbir şey yapmanıza izin vermiyorlar. O yüzden evet tecrübe olarak güzel, ama Winelands’ta en az sevdiğimiz şey bu oldu diyebiliriz, zira kalan her şey harikaydi!

Franschhoek’ta aslında yüzlerce wine estate var. Ve ilk bakışta hepsi birbirine benziyor gibi görünüyor. Ama aslında olay tam olarak bu değil. “Winery” sadece şarap yapılan yer olmadığı için, çoğu wine estate kendi içinde küçük bir dünya gibi. İçerisinde şarap tadım alanları, kafeler, butcher / deli konseptli restoranlar, bahçeler ve yürüyüş alanları ve cocuk oyun alanları var.

Yani sadece gidip şarap içip çıkmıyorsunuz; saatlerinizi geçirebileceğiniz komple bir deneyim gibi düşünün. Biz burada 4 tane Wine Estate’e gittik ve hepsini cok sevdik.

La Motte Wine Estate
Bölgenin en ikonik yerlerinden biri. Şarap + sanat galerisi + restoran kombinasyonu ile favorilerimizden birisi burası oldu. Bakery’si ve tam bakery’nin dibindeki çocuk parkı çoook tatlıydı!

Boschendal Wine Estate
En eski ve en büyük wine farm’lardan birisi. Piknik alanları, restoranları ve geniş bahçeleriyle tam bir “günün tamamını geçirmelik” yer.

Haute Cabrière
Özellikle manzarasıyla ünlü. Vadinin en güzel panoramik görüntülerinden birisini burada görüyorsunuz.

Babylonstoren
Şarap çiftliğinden çok bir “yaşam alanı” gibi. Dev bahçeleri, restoranı ve konseptiyle en farklı deneyimlerden biri. Leo buradaki çocuk parkına bayıldı. Çok rahat 5 saat geçirmişizdir.

Protea Hotel Franschhoek

Cape Town seyahatimizin en zarif, en “Avrupai” ve en lezzetli duraklarından birisi Protea Hotel Franschhoek oldu. 2 gece konakladığımız Franschhoek’un tam kalbindeki bu otel, Franschhoek’un o meşhur butiklerinin, sanat galerilerinin ve ödüllü restoranlarının olduğu ana caddenin tam girişinde. Ayrıca o meşhur Wine Tram (Şarap Tramvayı) durağına sadece birkaç adım mesafede, ve dağın yamacına karşı yorgunluk kahvesi içmek için birebir.

Otelin içinde Cape Town’un en köklü ve iyi steakhouse zincirlerinden biri olan The Hussar Grill var. Akşam yemeği için uzaklara gitmenize gerek kalmadan Güney Afrika’nın o meşhur etlerini ve şaraplarını burada deneyimleyebiliyorsunuz.

Eğer Cape Town’a gelmişken bir geceyi de Winelands bölgesinde geçirelim, sabah dağ manzarasına ve sessizliğe uyanalım diyorsanız konaklamak için burayı mutlaka öneririz.

Stellenbosch: Tarih ve Doğanın Buluşması

Güney Afrika’nın en eski ikinci şehri olan Stellenbosch, Winelands deyince olmazsa olmaz bir durak diyebiliriz. Burayı özel yapan şey sadece şarapları değil; tarihi dokusu, doğası ve yaşayan şehir atmosferi.

Stellenbosch’a adım attığınız anda sizi uzun meşe ağaçlarıyla çevrili sokaklar karşılıyor. Özellikle Dorp Street, Cape Dutch mimarisinin en güzel örneklerini görebileceğiniz, bembeyaz tarihi evleriyle adeta zamanın yavaşladığı bir yer. Adeta bir ‘slow living’ örneği. Yüzlerce wine farm var ve neredeyse hepsinin konsepti benzer: şarap tadımı, restoran, küçük bir kafe ve çoğu zaman çocuklar için oyun alanları. Burada en beğendigimiz 3 Wine Estate şunlar oldu;

Tokara Wine Estate
Modern mimarisi ve terasından görünen bağ + dağ manzarasıyla çok popüler. Restoranı da oldukça iyi, genelde wine tasting ile birlikte planlanıyor. Cocuk parkinın güzelliğini artık söylemiyoruz bile.

Spier Wine Farm
En bilinen ve en aile dostu seçeneklerden birisi. Geniş alanı, piknik konsepti ve çocuklar için aktiviteleriyle rahat bir gün geçirmek isteyenler için ideal. Piknik sepetini onden sipariş veriyorsunuz ve gittiğinizde hazır oluyor.

Ayrica Stellenbosch’un merkezindeki The Fat Butcher restoranına mutlaka ama mutlaka bir şans vermenizi öneririz. Haftalar öncesinden rezervasyon gerekiyor ama çok iyiydi!

Son olarak, Şarap tadımı yapacaksanız kendi aracınız yerine Franschhoek’te tramvayı, Stellenbosch’ta ise özel transferleri tercih etmenizi. Eğer bütçeniz uygunsa en az bir geceyi bu bağ evlerinden birinde geçirmek de çok güzel olur. Bu bölgedeki çoğu restoran “fine-dining” olsa da hemen hepsinin çok kaliteli çocuk menüleri ve çocuklara özel üzüm suyu tadımları mevcut.

Cape Town bizim şu ana kadar gezdiğimiz en iyi rotalardan birisiydi, eminiz siz de bayılacaksınız!

Oğlumuzla yaptığımız bir diğer favori uzak rota gezimiz olan Koh Samui Gezi Rehberi‘miz de burada!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close